PANGEA OFF ROAD

15 TEMMUZ TUZ GÖLÜ BİSİKLET ETKİNLİĞİ

(DOĞAN AKSOY)

 

 

Fotoğraf sanatının bütün inceliklerini öğretmiş olan İlker Hocam, bu etkinliği bana haber verdiğinde “amaaan kim gidecek, hem o gün Nurburgring’deki Formula 1 yarışı var” diye içimden geçirmiş, ama hocama kibarlık olsun diye “bilemiyorum hocam, duruma bağlı!” demiştim. Daha sonra hocamın ısrarlı davetleri üzerine (evden de izin alarak) bu etkinliğe katılmaya karar verdiğimde, beni nelerin beklediği konusunda bir fikrim olmamasına rağmen, “hadi bakalım, binelim bir alamete, gidelim kıyamete” deyip hazırlıklara başlamıştım. Aldığım ön bilgilerde özellikle içme ve kullanma suyunu yanımızda bol bol getirmemiz gerektiği ifade edilince Kerbela gibi bir yere gideceğimizi düşünüp iyice endişelenmiştim ama hocamın davetini kabul etmiş olduğumdan, bu işten de vazgeçemiyordum. Sonunda cumartesi günü geldi çattı ve çadırım, matım, uyku tulumum, bisikletim ve diğer eşyalarımla, aynı zamanda ulaşım sponsorum olan hocamı beklemeye başladım.

 

İlker Hoca geldiğinde yapmış olduğu hazırlıklardan bu işin aslında ne kadar ciddi bir etkinlik olduğunu anladım ve eşyaları yükleyip yola koyulduk. Kulu’da diğer arkadaşlarla buluştuğumuzda bu etkinliğin ne kadar keyifli geçeceği yönündeki ilk işaretleri almaya başlamıştım. Uzun yıllardır ulaşım, gezme vb. çeşitli nedenlerle bisiklete binmekte olduğumdan, bunun keyfini iyi biliyordum ama tuz üzerinde bisiklet gezisi, bambaşka bir deneyim olacaktı anlaşılan.

 

Tuz Gölü’nün batı sahiline ulaştığımızda, ilk derdimiz arabaların göl tabanına batmaması için izlenecek yol oldu. Daha önceden buralara çok defalar gelmiş arkadaşlarımızın kılavuzluğunda, herhangi bir sorun olmadan rahatlıkla çadırlarımızı kuracağımız yere ulaştık. Ama henüz Beypazarı’nda gelecek arkadaşlarımız gelmemiş oldukları için, onlar gelene kadar bisikletleri arabalardan indirip ufak geziler yapmaya karar vermiştik. Güneşin batışı ile birlikte Beypazarı’ndan arkadaşlarımız da bize katıldılar. Böylece arabalarımızı çadırlarımızı kuracağımız yere çekip, yerleşmeye ve çıkacağımız bisiklet turu için hazırlanmaya başlamıştık. Yola düştüğümüzde ise zeminin çok yumuşak olup yer yer tekerlerin battığını görünce bu gezinin normal bisiklet gezisinden çok farklı olduğunu anladım. Sonuç olarak artan yorgunlukla birlikte, geziyi kısa kesmeyi bile düşünmeye başladık. Hele yaş ortalaması oldukça genç olan arkadaşlarımızın yanında ben ‘dede’ gibi kaldığımdan, onlara ayak uydurmak hayli zorlaşmaya başladı. Tabi bir yandan da aklımız Beypazarı’ndan gelen arkadaşlarımızın getirdiği o cânım güveçte olduğu için, başta ben olmak üzere bütün yorulan arkadaşlarımız geziyi kısa kesip ertesi gün için dinlenme yönünde ısrar etmeye başladık. Her ne kadar etkinliği düzenleyerek hepimizi bir araya getiren İsmail Hocamız gezinin kısa olduğu yönünde eleştiri yapmış olsa da sonunda o da bizim aklımıza uydu ve geri döndük. Arkadaşlarımızın getirdiği o muhteşem güveci iştahla atıştırdıktan sonra, serin karpuzumuzu yedik. Böylece, Beypazarı’ndan gelen arkadaşlarımız sayesinde Tuz Gölü’nün ortasında, herkese kolay kolay nasip olmayacak bir mükellef bir cumartesi akşamı ziyafeti çekmiş olduk.

 

Bu arada ay bulutların arasından doğmuş, ortalığı iyice aydınlatmaya başlamıştı. İsmail Hoca, “hadi bakalım yürüyüş zamanı” deyince şaka yapıyor sandık ama değilmiş. Bir de “bütün ayakkabılar ve çoraplar çıkıyor, yalınayak gideceğiz” deyince şakayı daha da uzatıyor sandım ama her şey çok ciddiymiş. Mecburen Tuz Gölü'nün tuzlu tabanında yalınayak yürüyüşe başladık. Ama daha ilk adımı atar atmaz İsmail Hoca’ya hak verdim. Göl tabanı ılık ve yumuşak bir zemine sahip ve vücuttaki statik elektriği boşaltmak için bire bir. Ay ışığı altında ve dünyanın ikinci büyük Tuz Gölü’nün ortasında mükemmel bir yemek sonrası gece yürüyüşü, muhteşem bir deneyimdi. Her adımda biraz daha rahatladığınızı, tabiat ananın sıkıntılarımı dertlerimi benden aldığını hissedebiliyordum. Bence herkesin arada bir mutlaka yaşaması gereken bir deneyim. Yürüyüşten sonra çadırlarımıza ulaştık ve yatmaya hazırlanıyorduk. Ama bu mükemmel gecenin hemen bitmesini istemeyenler, biraz daha oturup muhabbet etmeye karar vermiş olacağız ki, uyku iyice bastırana kadar sohbeti koyulaştırdık. Sonrasında da başımı yere koyar koymaz mükemmel bir uykuya yatmışım.

 

Sabah güneşle birlikte uyandığımızda ise bizi bambaşka bir gün bekliyor olduğunu çok sonra anlayacaktık. Yine arkadaşlarımızın sayesinde mükemmel bir kahvaltı yaptıktan sonra çadırlarımızı topladık, eşyalarımızı arabalara yükledik ve asıl tuz tabakasına ulaşmak için yola çıktık. Göl tabanında keyifli bir geziden sonra tuz tabakasına en yakın noktaya arabalarımızı park ettik. Bu arada güneş iyice yakmaya başlamıştı ve içme sularımızı idareli kullanmamız gerektiğini hissediyorduk. Daha sonra hazırlanarak bisikletlerimizi alıp tuz tabakasına doğru yola çıktık. Çok yumuşak zeminde bisikletlerimizle yürümek zorunda da kalsak nihayet tuz tabakasına ulaştık. Ve Tuz Gölü etkinliğinin asıl macerası başlamış oldu. Kalın ve sert bir tuz tabakası üzerinde bisiklet keyfinin çok başka bir şey olduğunu anlamıştım. Fakat ondan daha zevklisi varmış. Tuz tabakasının bazı bölgelerinde bulunan 15 – 20 cm’lik su içinde bisiklet sürmek, hepsinden çok daha keyifliymiş. Tabiri yerindeyse, bu güzel, uçsuz bucaksız ve bembeyaz ıssızlıkta, sırf bisiklete binmek için bir araya gelmiş arkadaşların topluca gezintileri, gerçekten çok keyifli bir etkinlik oldu. Yaklaşık 3 saat süren tuz üzerindeki bisiklet gezintisi, azalan içme suyu, artan sıcak hava ve yorgunluk nedeniyle sona yaklaştığında aklımda tek bir şey vardı. İlk fırsatta buraya tekrar gelip aynı yerde aramıza yeni katılacak arkadaşlarla birlikte yine bisiklet sürmek. Bu etkinliğin bu kadar heyecan verici ve harika bir deneyim olacağını hiç düşünmemiş biri olarak, iyi ki İlker Hocam bana ısrar etmiş, iyi ki İsmail Hoca tuz tabakasını bulmak için hepimize kılavuzluk etmiş, iyi ki ben de kalkıp buralara gelmişim. Dönüş yolunda vücutlarımızda hissettiğimiz hoş yorgunluk, eve gelip dinlenince geçecekti. Aynı şekilde bisikletlerimize ve üstümüze yapışan tuzlar, temizleyince akıp gideceklerdi. Ama bu çok farklı ve heyecanlı etkinlikten kalan eşsiz anılarımız, hep bizimle kalacaktı.

 

PANGEA OFF-ROAD DOĞA VE MOTOR SPORLARI

 

 

ETKİNLİKTEN GÖRÜNTÜLER

 
Fotoğraflar: Cem KOÇYİĞİT - Gözde GÜN