PANGEA HATIRASI

Arkadaşım Cemil Yiğit, içinde küçük bir çocuk barındıran, heyecanlı, maceraperest bir insandır.  Aynı zamanda eniştemdir. Bana araçlarıyla tabiatın değişik mekanlarında yaptıkları off-road sporunu anlatınca içim kaynadı. "Sen de gelir misin?" deyince hemen atladım ve heyecanla doğum günümde olan 10.03.2007 tarihini beklemeye başladım. Kendime doğum günü hediyesi olarak sunduğum bu macera acaba hüsran mı olacaktı?

Sabah Cemil ve Osmanlının son delikanlılarından Zekeriya Beyaz beni almaya geldiklerinde heyecanla evden çıkmaya çalışırken, eşim Elif doğum günü pastasıyla peşimden koşturuyordu (bu arada eşime teşekkürlerimi tekrar sunarım). İkiz kızlarım Tuana ve Rana ile de tam vedalaşamadan kendimi araca attım.

Bolu’da buluştuğumuz Turan ve oğullarıyla beraber yola çıktık. Daha önce hiç gitmediğim Seben’de çay molası verdik. Oradaki insanların havasını teneffüs ettik. Bize tavsiye ettikleri Seben ayranı da harikaydı. Gerçi ben sadece 3 tane içebildim. Nallıhan’ı da ilk kez gördüm ve Çayırhan buluşma yerimizdi. Bana çok değişik gelen bu coğrafyada sanki asırlar kayalara yazılmış ve bize okumamız için serilmiş. Çok fazla mağara ve mağara evleri var. Biz sadece nerde ne var geçerken bakabildik. İki saatlik yol aslında birkaç gün tutar.

İsmail Dursun ile orada buluştuk. Ondan önce çevredeki herkes gibi benim de dikkatimi yorgun gladyatör (1980 model CJ 7 ) çekmişti. İnsanlar 2007 model teknoloji harikalarına değil, yorgun ama güçlü görünen gladyatöre bakıyorlardı. Sonra aracı tanıyıp, meraklı insanlar azalınca, İsmail ve yanındaki centilmen kişilikli Deniz ile tanıştık. İsmail, farklı bir karakter. Bana çocukluğumda Pazar tezgâhları ile rampa yapıp bisikletle atlayışlar yapan arkadaşlarımı hatırlattı. Sürekli heyecanlı, her zaman olumlu düşünen biri. "Güzel gören güzel düşünür güzel düşünen hayatından lezzet alır" sözünün canlı örneği gibiydi İso.  Sonra Gökhan Çakmak ve arkadaşı Meltem de bize yetişti.

Sadece bu güzel insanlarla tanışmak ve sanki yıllardır tanışıyormuşçasına beraber bir amaç için yardımlaşabilmek bile burada bulunmak için yeterli bir sebeptir. Çünkü mutluluk ve güzellik paylaşılmaz ise hiçbir anlam ve değer ifade etmiyor. Paylaştıkça da artıyor.

Birlikte yola çıktık. Biraz gelinen yoldan geri gidip Sarıyer barajının kanyonununa girdik. Güncel konu kuraklık burada kendini gösteriyordu. Zaman zaman kendimizi çölde hissettim. Çöl ortasında çamuru görünce çöl arslanları gibi atladı arkadaşlar.

Önde klavuzluk yapan İsmail gladyatörüyle yolun en zorlu şartlarını aşarak gidiyor, arkadan da bizim araçlar onu takip etmeye çalışıyordu. Özel tasarlanmış uzun yılların tecrübesiyle üretilen araç (gladyatör) hiç batmaz iken diğerleri birer ikişer battı ve kurtarıldı. Şunu belirtmeliyim seyir de, araç kullanma da, kurtarmakta çok zevkli oluyor.

Ben izlerken “neden? "diye sordum kendime" neden bu insanlar kuş uçmaz kervan geçmez yerde kuş gibi şenler ve bir kervan olmuşlar? "Avrupa felsefesi hayat cidaldir(çarpışma)" der. İslam felsefesi ise “hayat teavündür (yardımlaşmak)" der. Burada çevrenin zorluklarına karşı yapılan mücadelede yardımlaşma örnekleri veriliyordu. Zorluklar yardımlaşma ile aşılıyordu. İso için söylediğim "Güzel gören güzel düşünür güzel düşünen hayatından lezzet alır" sözünün buradaki herkesin felsefesi olduğunu anladım.

Geçitler aşıldıkça başarma mutluluğu veriyordu. Osmanlı delikanlısı Zekeriya çocuklaşmıştı. Sanki meydan muharebesindeydik ve aşacak engel arıyorduk. Zorlu bir geçiş önümüze çıkınca da üzerine atlıyorduk. Sonunda yol aşılamaz  hale geldi. Artık sadece yaya gidebilirdik ve hava kararalı epey olmuştu. Aynı yolu şimdi geri dönecektik. Biraz hüzünlü daha kolay geçerek geri döndük. Kamp için bir yer belirledik.

Mangal keyfinden sonra çevrede yaya olarak yıldızların gözetiminde kum tepelerine tırmandık. Sohbet, muhabbet derken zaman çok çabuk geçti. Çadırlar hazırladık ve yattık. Ortak çadır kullanmak horlama nedeniyle sorun oluyor. Tavsiyem bireysel çadır. Ben uykumu araçta tamamladım.

Sabah kalktık kahvaltıyı yaptıktan sonra ilk işim gladyatörü kullanmak oldu. Onu kullanınca ona verdiğim lakabın abartılı olmadığını anlamış oldum. Kendimi voltran pilotu gibi hissettim. Araç müthiş mutluluk veriyor. Yalnız dikkat off-road mikrobu bulaştırıyor.

Sarıyar barajının ön tarafından geziye devam ettik. Mihalıçcık’tan sonraki Sündiken dağları bana pek yabancı gelmedi. Hayvan muayenelerine gittiğim Elmacık, Abant, Bolu, Akçakoca Dağlarının köyleri ve yaylaları buralardan daha yoğun ağaç, dere, menfez ve manzara içeriyor. Ancak diğer arkadaşlara değişik harika bir yolculuk olduğunu biliyorum. Sakarya nehri çıkış noktalarında bize eşlik ederken Sarıyer ve yenice barajlarını gezdik. Sündiken’de geyik üretme çiftliğinde yakın temas beni de heyecanlandırdı. O an çocuklarımın da orada olmasını isterdim.

Uzun gezimiz Alpu üzerinden tekrar Nallıhan’a gelince sona erdi. Off-road'ın tadı damağımızda kalmıştı. Orada İsmail ve Gökhan’dan 14 Nisan 2007'de Düzce’de görüşmek üzere ayrıldık. Mudurnu Abant üzerinden Düzce’ye döndük.   

Herkes hafta sonları piknik yapmaya can atar. Pikniğini daha kapsamlı, paylaşarak karı, kışı, yağmuruyla yaşayarak yapmak isteyenlere; hayatı zorluklarıyla sevenlere veya sevmek isteyenlere iyi gelecek bir spor bence. 

Tüm kıtaların ortak adı olan pangea kıtalar gibi birbirinden uzak olan kalpleri, ruhları birleştiriyor. Her kalbin pangea'ya eklenmesi dileklerimle… 

YUSUF KADIOĞLU

VETERİNER HEKİM

duzvet@hotmail.com

SÜNDİKEN DAGLARI

 
PANGEA OFF ROAD