PANGEA OFF ROAD

SARIYAR'DA MOTOSİKLETLER İLE OFF-ROAD

 

HEYECAN:

Kaçıncı etkinliğim oldu hatırlamıyorum, ama hala her etkinlik öncesi ilk günkü heyecanı yaşıyorum, beni peşinden sürükleyende bu macera tutkusu, özelliklede bu bilinmeyene yolculuklar.

HAZIRLIK:

Birkaç gün önceden mat, çadır vs kamp malzemelerini zaten hazırlamıştım, fakat bu sefer motosikletlerle gideceğimiz için malzemelerin olabildiğince az yer kaplamasına dikkat ediyordum. Her ihtimale karşı bir gün önceden, götüreceğimiz malzemeleri motosikletin arkasına yükleyerek tecrübesini de yaparak sorunsuz bir yolculuğa hazır olmaya çalışıyorduk.

BAŞLIYOR:

Cumartesi günü Mesut ağabey ve Necati’nin biraz geç de olsa Beypazarı’na gelmeleriyle kask, mont, dizlik vs. tüm giysilerimizi giyip, depoları da doldurup Kirmir yoluna düştük. Önde 3 motor arkada tepesinde bot sarılı bir CJ–7 konvoy halinde asfalt Kirmir yolundan oturtulmuş Koyunağılı yoluna girdik, tozlu yollardan ilerlerken Kirmir çayının döküldüğü Sarıyar Barajı gözükmeye başlamıştı, bir müddet daha ilerleyip barajın daha temiz olan bir girişini aradık ve uygun bir yer bulup mola verdik.

ÇOCUKLUK:

Her insanın içinde çocuk kalan bir yanı olurmuş, fakat bu Pangea’cıların galiba içlerinde büyük bir bölümü hala çocuk kalmış. Jeep’den indirdiğimiz botu hemen suya sokup küreklere asılmaya başladık, diğerlerimizde çoktan suya girip yüzemeye başlamıştı. Bu molanın ardından yine hızlı bir şekilde toparlanıp kamp yapacağımız bölgeye doğru yola çıktık, havada iyiden iyiye kararmaya başlamıştı. Stabilize yoldan çıkıp engebeli araziye girdik, damarlarımızda yüksek adrenalin ile off-road yaparak ve irtifa alarak büyük bir tepeye tırmanmaya başladık, tırmanışta motoru ilk yatıran ben oldum önemli bir şey olmadığı için yola devam ettik ve kamp alanımıza geldik. Hızlı bir çadır kurulumu ve yemek hazırlamadan sonra sohbet ederek yemeklerimizi yiyip (Necati’nin kendi tarlalarından getirdiği mis gibi kokan Domates eşliğinde) çadırlarımıza çekildik. Açık arazide kamp yaptığımız için erkenden kalktık, kahvaltı ve toparlanmadan sonra Ayçekirdeği tarlalarının arasından tekrar yollara düştük. Uzaktan görüp hedef olarak belirlediğimiz baraja yarım ada yapmış güzel bir tepeyi gözümüze kestirip Koyunağılı köyünün yanından geçip ilerlemeye başladık. Motorun dikiz aynasından baktığımda arkamdan gelen bagajlı CJ–7 nin ve motorların toz kaldırarak gidişi bana Paris Dakar Rallisinde olduğum hissini uyandırdı, çünkü tozlu ve engebeli arazide hepimizde tam gaz gidiyorduk ve bu beni çok mutlu ediyordu.

KUM ENGELİ:

Hızlı bir şekilde ilerlerken yolumuza büyük bir kum engeli çıktı, tüm motorlar sırayla o kum tepesini aşamayı denedi sırayla hepimizde biraz ilerleyip kuma saplandık ve ilerlemenin imkânsız olduğunu anladık. Kıyıya varmak için başka bir yol denemeye karar verdik ve ilerideki sazlıkların arasına daldık, sazlıkların içindeki çamurda motorları ilerletmek oldukça eğlenceli ve kirliydi, bu kıyının fazla temiz olmadığını anlayınca rotamızı Çayırhan’a çevirdik. Ancak Çayırhan’a gitmek için uzun bir rota olan Mihallççık, Sarıyar, Çayırhan güzergâhından gitmemiz gerekiyordu, bizde yönümüzü Mihallççık’ a çevirip gaza bastık. Mihallıççık’da yemek ve yakıt molasından sonra Sündiken Dağlarının inişli çıkışlı ve bol virajlı yollarından ilerleyerek Gürleyik deresinde mola verdik, Sarıyar dan geçip Çayırhan a yaklaşırken Kando diye adlandırdığımız ve Off-Road yaptığımız bölgeye geldik.

YİNE OFF-ROAD: Dişli motosiklet lastiklerinin yaptığı sarsıntıdan dolayı kollarımız ve bacaklarımız iyice ağrımaya başlamıştı, Kando’nun o muhteşem ortamında Off-Road yaparak barajın kıyısına ulaşmaya çalışıyorduk, sonunda kıyıya ulaştık.

YİNE ÇOCUKLUK:

Kaskların ve montların içinde pişen vücutlarımızı kızgın kumlardan serin denizlere misali baraj suyuna bıraktık Kimimiz botun küreklerini çekerken, kimimiz yüzmeye başladık o an yüzümüzdeki gülümsemeler görülmeye değerdi, yine çocukluğumuz tutmuştu. Uzun, yorucu ve sıcak yolculuktan sonra bu serinleme hepimize çok iyi gelmişti.

DÖNÜŞ:

İyice serinleyip dinlendikten sonra dönüş zamanı gelmiş ve etkinliğimiz sona ermişti. Çamurla kaplı motorlarımız ve elbiselerimize rağmen geçen bir haftanın tüm stresini atmış olarak bir sonraki etkinliğin hayalini şimdiden kurmaya başlamıştım. Pangea benim için bir hafta sonu eğlencesinden ziyade artık bir yaşam biçimi oldu.

 

Ben Cem KOÇYİĞİT Pangea’yı seviyorum.

 

 

 

ETKİNLİKTEN GÖRÜNTÜLER

 
Fotoğraflar: Mesut KÖSE - Necati ALBAYRAK - Cem KOÇYİĞİT