PANGEA OFF ROAD

ÇAĞLAYAN SU VE KUŞ SESLERİYLE UYANMAK NE GÜZEL

 

Perşembe akşamı İso telefon etti. Mesut beyin jeept’e yer olduğunu benim onunla gelebileceğimi söyledi. Bende çok sevindim. Erdal kardeşimle birlikte bu etkinliklere katılıyorduk. Bu iş bizi sarmıştı. Hatta Erdal gaza gelip bir jeep bile aldı. Amasra etkinliğinde epey havamız oldu. Çok istemesine rağmen Erdal gelemiyordu. Benim katılmam bu durumda zordu. Çünkü 4x4 lerle off road yaparak gidilecekti. Jeep’lerin arka koltukları tamamen kamp eşyaları ile dolu oluyordu. Cumartesi ilçemizde hava çok berrak ve güneşliydi. Ağaçların bazıları çiçek açmış rengârenk olmuşlardı. Tırmanış için, kamp için iyi bir gün olduğunu düşündüm. Mesut beyle irtibatımızda saat 13.00 gibi Beypazarı’na geleceğini söyledi. Akşamdan bütün kamp eşyalarımı hazırlamıştım. Randevu saatinde buluşup hep beraber Burak kardeşimizi ziyaret ettik. Aç olan arkadaşlar hemen bir şeyler atıştırdılar. Burak’ta çok istemesine rağmen gelemiyordu. Sezon açılışını TRT çekimleriyle yapacaklardı. Hünkâr sofrasından hareket edip İnözü vadisinden dağlara doğru yol aldık. Kıbrısçık ilçesinden kuzeye dağlara dönüp orman yolundan güneşli, nefis manzarada yolumuza devam ettik. Köroğlunun zirvesi karla kaplı idi. Çoğu zaman görebiliyorduk. Bir pınar başında mola verip susuzluğumuzu giderdik, fotoğraf çektik. Yaklaşık 25 km sonra birden etrafımız beyaz karla kaplı, her taraftan sular akan bir manzaraya dönüştü. Yolumuz da karla kaplı idi. İso önde bastı gaza jeep yarı beline kadar kara saplandı. Bir iki gidip geldi. Jeepte küçük bir arıza oldu. Off road’cılarda her çeşit zorluğa karşı donanımlar mükemmel. Halatlar eklendi. Diğer jeepimiz batanı çekti aldı. Daha fazla araçlarla ilerleyemeyeceğimiz için kampımızı hemen oracıkta kurmaya karar verdik.

Kamp ateşi için çalı çırpı toplandı. Yanımızda iki çuval odun vardı ama odunlar yaş olduğu için ateş yakma işi epey zamanımızı aldı. Çadırlarımızı kurduk. Benim hantal ve battal çadırı biraz tadilattan geçirmiştim. Tepesine ve yan taraflarına kamuflajlı delikler açtırdım. Çünkü daha evvel havasızlıktan Furkan ve ben az daha tahtalıköye gidecektik! Ateşimizi körüklerken Mesut Bey tavada yahnimizi hazırlamaya koyulmuştu. Her işi özenle ve zevkle yapıyor, domatesleri, biberleri, sarımsakları doğrarken dikkat ettim hiç üşenmiyordu. Bu çeşit malzemeleri hazırlama çakısı ayrı idi. Et ve ekmek dilimlemek için çok daha büyük saldırma gibi adeta döner bıçağı olanını kullanıyordu. İşi bitince silinip belde takılı neredeyse ucu dize kadar inen kılıfına konuluyordu. Bana da tavanın sapından ocağın üstünden devrilmemesi için tutmak işi düştü. Lezzetli yemeklerimizi ızgaralarımızı afiyetle yedik. Bizim ekip hemen hepsi kabiliyetli birer aşçı. Cem kardeşimizin kuzu kuyruğu yağı ile pişirdiği yahnilerin methini duyduk. Hele irmik helvası enfes oluyor. Çayımızı demledik. Hava o kadar güzeldi ki bir ara bütün tepe lambalarımızı, fenerimizi söndürüp yıldızları seyrettik. Bazen yanıp sönen alt lambaları ile Ankara rotalı uçaklar yıldızların arasından süzülüp gidiyordu..

İso sabah erken kalkacağımız için yatmamız gerektiğini söyledi. Bende sabahın köründe kalkıp neden tırmanalım, güzel güzel kahvaltımızı yapıp çıkarız dedim. İso, ‘Bende ne zaman bunu soracaklar diye bekliyordum’ dedi. Çadırına gidip erkenden yattı. Az sonrada Cem kardeşimiz çadırına çekildi. Ben ve Mesut Bey yıldızlar altında çayımızı yudumlamaya devam ettik. İşte hayat bu dedik. Bir zaman sonrada vardır bunların bildikleri deyip saat 22.00 civarı bizde gidip yattık.

Pazar sabahı saat 04.30 de uyanıp Köroğlu dağı zirve tırmanışı için akşamdan sözleşmiştik. Sabaha yakın biraz üşüyerek uyandım. Demek ki altta tek matla olmuyor. Zeminden soğuk alıyor. Sağa sola dönerek, pozisyon değiştirerek, tulumu biraz daha kafaya çekerek şekerleme yaptım. Yakınımızdaki derenin çağlayan sesi ve baharın müjdecisi kuş seslerini sindirerek dinlemek ne güzeldi. Bir ara kafamı tulumdan çıkarıp baktım. Hava aydınlanmıştı. İso bizi çoktan uyarması gerekiyordu. Galiba uyuyakalmış dedim. Biraz daha kafayı tulumdan uzattım çadıra dökülen bir şeyler vardı. Yağmur yağıyor diye düşündüm. Merak edip fermuarı açtım. Bir de ne göreyim? Yağan kardı ve üç dört santim olmuştu. Benim çadırdaki kıpırtıyı duyan İso ‘’baba bizim zirve işi yattı, çünkü burada kar başladı yukarıda tufan olur,, dedi. O da çoktan uyanmış çadırının kapısını açmış tulumun içinde karın yağışını seyrediyormuş. Yanında Dost yoktu. Gece çadırda havlayarak rahatsız etmiş, İso da çadırdan kovup jeep’e kilitlemişti. Bende oh olsun dedim!. Çünkü akşam kafayı bana takmıştı. Yan yan bakıp negatif sinyaller gönderiyordu hınzır!.

Diğer arkadaşlarda tık yoktu. Ya uyuyorlar veya bizi yorgan altından dinliyorlardı. Ben kalkıp çadırdan çıktım. Taze yağmış kar üzerinde biraz gezindim. Akşam açıkta bıraktığımız bütün eşyalarımız kar altındaydı. Derken birer ikişer millet kalktı. Uzun uzun çadır önünde gerindiler. Derin nefes çektiler. Akşam yanan kamp ateşimizi tekrar körükledik. Çadırlarımızı söküp, eşyalarımızı arabalarımıza kilitleyip çıkabildiğimiz kadar yükseğe çıkacaktık. Hava kar yağışlı ve oldukça sisliydi. Bu havada zirve yapılamazdı. Benim battal ve modelsiz çadırı toparlamak çok zor oldu. Soğuktan kavuşmuyor bütün uğraşmalarıma rağmen kılıfa girmiyordu. Tekrar açıp tekrar toparlıyordum. Derken Mesut beyin kahvaltı hazır deyip bizi portatif kahvaltı masasına daveti benim için kurtuluş oldu. Tavşankanı çaylar bardaklara konmuş, mükellef bir masa hazırlanmıştı. Mesut bey her şeyi getirmiş sağ olsun. Beyaz peynir, kaşar peyniri, iri sele zeytin, bal, pekmez, salam, helva ne ararsan var Allah’a şükür. Bütün bu malzemeler küçük kaplara özenle konmuş kamp için hazırlanmıştı.

Bizim teçhizat ve kamp kültüründe daha öğreneceğimiz şeyler var. Çayımızın şekeri biraz kıt, şekersiz içemeyen arkadaşlar kimi bal, kimi pekmezle çaylarını tatlandırdılar. Neşeli ve keyifli kahvaltıdan sonra eşyalarımızı yerleştirip küçük sırt çantalarımızı yüklendik. Artık tırmanışa hazırdık.

Önceleri ilerlediğimiz orman yolu eğimi fazla değildi. Kolay yürüyorduk. Öncü grubun izlerine basarak ilerlemeye çalışıyorduk. Onlar kara batmıyorlar adeta sekerek yürüyorlardı. Ama biz aynı ize basınca dizimize kadar bata çıka ilerliyorduk. Mesut bey ve ben 90 ve 100 kg lık kütlelere kar dayanamıyordu. Mesut bey; ‘ağabey yorulunca mola iste bende seni desteklerim’ dedi. Eğim fazlalaştıkça ilerlememiz zorlaşıyordu. Hava kar yağışlı ve sisli idi. Ben yorulunca derinden bir huhh! çekip öncü birliğin dikkatini çekiyordum. Rakım 1900 m olunca etrafımızda çam ağaçlarından eser kalmadı. Hava soğuktu ve sis yoğunlaştı. Üstelik çığ tehlikesi de vardı. Cihazlarımız olmasa kaybolabilirdik, çünkü izlerimiz hızla kapanıyordu. Yaklaşık 45-50 derece eğimle merdiven basamağı çıkar gibi tırmanarak 2010 m rakımda tırmanışımızı sonlandırdık.

İnişimiz GPS üzerinden gayet kolay oldu. Kamp yerimizde bizleri bekleyen jeep’lerimize atlayıp Beypazarı’na döndük. Belki bu senenin son karlı etkinliğini yapmış olduk. Katılan arkadaşlara çok çok teşekkürler. Özellikle beni taşıyan Mesut beye ayrıca teşekkürler. Başka bir etkinlikte buluşmak üzere Hayırlı günler bol kazançlar arkadaşlar.

Rahmi İNCESU

 

 

 

ETKİNLİKTEN GÖRÜNTÜLER

 
Fotoğraflar: Kaplan İsmail DURSUN