PANGEA OFF ROAD

Keltepe - Köroğlu Gezisi Yapıldı

Çoğunluğu kar ile kaplı yer – yer çamur geçişlerinin de olduğu 75 km lik bir ‘yarı orman’ parkurunu off-road yaparak geçtik. Eksi 16.4 derecede çadır kampı yaptık. Araç dışında olduğumuz zamanlarda gece ve gündüz kısa ama zorlu alanlarda yürüyüşler yaparak hareketli olduk. İlk defa gittiğimiz bu bölgede tüm arkadaşlarımızla birlikte eğlenceli bir hafta sonu geçirdik.

01 – 02 Mart tarihlerinde yapacağımız ‘Gavurhisarda off-road, kamp ve yürüyüş’ etkinliğimize bizim gibi düşünen tüm doğaseverleri bekliyoruz.

 

Evet, sizlere Beypazarı-Kıbrışçık gezisini anlatmaya çalışacağım.

02.02.2008 cumartesi günü saat 09.30 da kalktım. Eğer geç kalkmışsın diyorsanız gezi heyecanıyla gözüme uyku girmedi de ondan. Hemen hazırlandım Cemil YİĞİT ve Ahmet SAYDAM arkadaşlarım beni evden aldılar. Düzce şehir merkezine uğradık alışveriş yaptık

Saat 11.00 gibi istikamet Beypazarı olmak üzere yola çıktık. Abant üzerinden Mudurnu tarafına oradan da Nallıhan’dan geçip saat 14.00 da Beypazarı’na vardık. Aracımızı park ettikten sonra kısa bir şehir turu yaptık ve İsmail arkadaşımızla buluştuk.

İsmail bizi bir arkadaşının bürosuna getirerek bize hazırlatmış olduğu o nefis güveçte pişmiş meşhur Beypazarı pilavından ikram etti Soğan, ayran çok güzel pişmiş ekmekle birlikte patlayana kadar pilavdan yedik sonrada gelsin Beypazarı sodaları. Sohbete dalmışken Ankara istikametinden yola çıkan arkadaşlarımız da Beypazarı’na vardılar. Onlar da meşhur pilavdan yediler. Daha sonra dört araçtan oluşan konvoyumuzla meşhur Anadolu leoparının yaşadığı bölgeye doğru yola çıktık.

Ben İsmail arkadaşımızın efsaneleşen CJ-7 ‘sinin içinde Co-pilotluk yapıyordum. Manzaranın mükemmel olduğu bir yerde resim çekmek için durduk fakat durduğumuz tepe daha önce hiç görmediğim şekilde olan çamur tepe idi. Aracımız, kaymaya başlayınca yamaç kenarında durduk, ben yere atladım ve ayak bileklerime kadar çamura saplandım. Her yerimiz çamur olmuştu. Bu güzel manzarada fotoğraf çekiminden sonra İlker arkadaşımızın arabasını kurtardık. Durduğumuz yerde elektrik nakil hattı direği vardı, o direğe bağladığımız halatlarla CJ-7 mizi döndürdük ve yolumuza devam ettik. Beypazarı-Kıbrısçık arasındaki dağlık bölgede kamp yapacağımız yere off-road yaparak ilerliyorduk manzara mükemmeldi her iki yakamızda dibi gözükmeyen uçurumdu. Birbirlerimizle telsiz aracılığı ile konuşarak ilerliyorduk. Kar gittikçe daha da çoğalıyordu hava karardığında dize kadar karlı bir yol üzerinde araçlarımız daha fazla yol alamadı ve orada kampımızı kurduk. Hemen kamp ateşi yakıldı çadırlar kuruldu. İsmail, Serdar arkadaşını almak üzere kamp yerinden ayrıldı, bizde Kutan İlker ve Havva arkadaşlarımızın hazırladığı nefis çorbalar, makarnalar ve puding çeşitlerinden götürüyorduk. Sonra İsmail ve Serdar geldi. Hep beraber odun toplamaya çıktık.

Yüksek bir yamacın üstünde kocaman bir ağacı Serdar tam gaz frenleri boşalmış kamyon gibi rampa aşağı sürüklüyordu önüne geçen herkes dağıldı. Gülerek kamp yerine geri döndük. Bir kaç saat koyu sohbetten sonra Serdar’ı bulunduğumuz yerden 700m ilerideki karavanına bırakmak üzere ben İsmail ve Serdar yola çıktık. Daha 25m yol aldık ki ben dize kadar olan karda rampa yukarı yürümenin ne kadar zor olduğunu anladım. Su yapmak için bahaneler aradım fakat bir kere yola çıkmıştık ve ben en arkada kalmıştım. Ses çıkarmadan ilerlerken birden sol tarafımdaki yamaçtan bir şeyin hareket edip kaybolduğunu duydum. O andan sonra yola çıkan üç kişilik grup benim içimden çıkan YUSUF’larla beş kişiye çıkmıştı. Hoop diye bağırdım ve öndekiler durdu, olayı anlattım, İsmail havaya bir el tüfek attı. Ama o ne patlamaydı müthiş bir yankı yaptı tüfeğin sesi. Sonra yola devam ettik elli metre daha ilerledik

Fakat kar artık bel hizamızın üzerindeydi, daha fazla ilerleyemeyerek ve kampa geri döndük.

İsmail, Serkan’ı  CJ-7 ile bırakmaya karar verdi. Ben de onlarla gittim. Yahu niye gidiyorsun otursana sıcak ateşin başında! Neyse araçla epey yol aldıktan sonra bir sapaktan sola döndük, iz olmayan yoldan gitmeye çalışıyorduk. Rüzgârın yığıntı yaptığı kar tabakalarında aracımız battı. Bu arada bu kar yığınlarına kürtün denildiğini öğrendim. Yarım saat uğraştıktan sonra aracı kurtardık ve geri çevirdik, tam dönüyoruz zannetmiştim ki İsmail “Serdar buradan sonra seni yürüyerek bırakacaz gardaş” demez mi. Tabi benim hiç işime gelmedi, ama mecburen yola devam ettik. Çünkü bizde yol arkadaşını bırakmak yok. Yol hep rampa yukarıydı ben gene geride kalıyordum ve çok yorulmuştum bir de buna kendi ayak seslerimden korkuyor olmam duygusu ekleniyordu. Gökyüzündeki yıldızları hiç bu kadar büyük ve net görmemiştim. Kendi ayak seslerimden korkuyordum çünkü kar üzerinde domuz, ayı kurt gibi hayvanların ayak izleri vardı ve çıkan seslerden sanki arkamdan gelecekler endişesi vardı. Zorda olsa  karavana ulaştık, biraz dinlendik ve İsmail’le ben geri döndük. Dönüş kolaydı çünkü hep rampa aşağı yürüyorduk. Barış Manço’nun dağlar dağlar şarkısını söyleyerek aracımıza ulaştık, ben çok yorulmuştum. Kamp yerine geldiğimizde herkes yatmıştı ben üzerimi ve terden ıslanan çamaşırlarımı değiştirip yatmak üzere çadıra girdim. Çadırda üç kişi yatacaktık. Bu arada çadırın içi süper döşeli fakat Ahmet Saydam nasıl horluyor biliyor musunuz? Aynı CJ-7 gibi, uyku tulumuna girdim ama sesten bir türlü uyuyamıyordum. Cemil YİĞİT’de uyandı Cemil, Ahmet’e sesleniyor Ahmet’te tık yok.”Ahmet oğlum horlamasana” diyor Cemil, Ahmet “Ne horlaması yav” diye cevaptan sonra gene hor da hoorr. Cemil Ahmet’e “Dön yavrum dön” , Ahmet’te “tamam be”.Bu arada kazayla ben de yorgunluktan uyumuşum. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum sonra beni de uyandırdılar horlama yav diye. Meğer herkes horluyormuş.

Sabah nihayet olmuştu ben sucuklu yumurta ya da yumurtalı sucuk ne derseniz deyin işte bu kokularla uyanmıştım. En son ben kalkmışım. Kahvaltımızı yaptık ateşi söndürdük, çadırları topladık ve kamp yeri temizliğinden sonra Kıbrışçık dağ köylerine doğru bol karlı yollarda ilerlemeye başladık. Bir köye geldik. Köy içinden geçip köyün çıkışında çok güzel bir kanyon gördük, hemen araçları yol kenarına park edip köprüden aşağıya doğru kanyonun içine indik. Kanyonda ilerliyorduk önde Serdar ve İsmail arkalarında ben, benim arkamda Ahmet ve Cemil. İkiside 100kg civarlarında buz tutmuş akarsuyun üzerinde gidiyoruz bir anda

Löng diye Cemil buzu çökertti ve düştü, peşine Ahmet’de düştü. Bende hahaha gülerken on metre sonra bende düştüm. Sonra bu yürüyüşe arkadan Kutan, İlker ve Havva da katıldı. Bir yamaçtan kanyonun üzerine çıktık. Manzara çok güzeldi, fotoğraflar çekildi. Ben fotoğraflarda hep onikinci duruşumu durdum. Nasıl ama? Grup sonra kar üzerinde yokuş aşağı kaymaya karar verdi. Kimse kayamadı İsmail ise CJ-7 ile yokuş aşağı kaydı ve bizi kudurttu. Biz de onu gaza getirdik ve yamaç yukarı arabasını sürdü fakat aracı fazla zorlayınca ön sağ akis mafsalını dağıttı. Hemen akis kovan bağlantısını söktük ve tekerden ayırdık İsmail yola bu şekilde devam etti. Kıbrısçığın karlı yollarında muhteşem manzaralar eşliğinde ayrılma noktasına geldik. Herkes birbirine iyi niyetlerini sunarak biz (Ahmet, Cemil, Ben) memleketimiz olan Düzce’ye onlarda (İsmail, Serdar, Kutan, İlker, Havva) Ankara’ya doğru ayrıldık.

Evet, bana gelince Ben kimim. Ben Mustafa SARIAHMET 07.05.1971 Düzce doğumlu iki çocuk babası mutlu bir aile yaşantısı olan ağaç ticareti ile uğraşan en büyük hobisi motosiklet olan birisiyim. Motor tutkusundan sonra beni bu off-road kulübü ile tanıştıran Cemil YİĞİT arkadaşıma teşekkür ederim. İyi ki beni sizlerle tanıştırmış. Çünkü bu dağ, kamp ve off-road sporu beni acayip sardı. Herkese tavsiye ediyorum imkânı olan katılsın.

Hoşçakalın…

 

 

GEZİDEN GÖRÜNTÜLER

 
Pangea Off-Road