![]() |
![]() |
KAYSERİ'DEN AVANOS'A
Önce bozkırın ortasında sivrilen Erciyes çekti bizi. Dört bin metreye yakın zirvesine yılın ilk karı yağmış, soğuğunu etrafına vermeye başlamıştı bile.
Kayseri’ye girdiğimizde hiç zaman kaybetmeden doğru Gesi köyüne geçtik. Sonradan gelen arkadaşlarımızın aramıza katılmasıyla ‘masalsı güzellikleri’ ile bakanları büyüleyen Gesi Bağları yürüyüşüne başladık.
Gesi bağları, türkülere konu olmuş muazzam doğası ve bu güzelliği hiç bozmadan işinin ehli kişilerce yapılmış küçük ada ve setleri ile bizlere hem keyifli hem de heyecanlı bir yürüyüş parkuru sundu. Güvercinliklerin, mağaraların ve bağların tam ortasından geçen ince ama coşkulu akan derenin fotoğraflarını çekmek için birbirimizle yarıştık. Ancak programımızın yoğun oluşu bizi bu masal diyarı bölgeden etrafın güzelliklerine doyamadan ayrılmamıza sebep oldu.
Önce kısa bir şehir turu yaptık. Ali Dağına çıkacak zamanımız kalmadığı için Erciyes tekir yaylası üzerinden Develi’ye, oradan da Sultan Sazlığına geçtik. Kamp yerine ulaştığımızda hava çoktan kararmıştı. Yemek hazırlanıp yendikten sonra çadırlar kuruldu ve günün yorgunluğunu atmak için istirahat e geçtik.
Sabah uyandığımızda kendimizi uçsuz bucaksız Orta Asya bozkırlarında sandık. Kuzeyimizde bütün ihtişamı ile Erciyes, güneyimizde ise hayal meyal görünen Aladağların ortasında ve köylülerin kaderine terk ettikleri yılkı atlarının arasında kalan çadırlarımız ile gece eksi 2 – 3 derecede camları buz tutmuş araçlarımız ilginç bir görüntü oluşturdu.
Kahvaltı ve fotoğraf için yaptığımız yürüyüş sonrasında buranında tadını tam olarak çıkaramadan yola koyulmak zorunda kaldık.
Son durağımız olan Kapadokya bölgesine geldiğimizde zaman öğleyi geçmiş hızla akşama yaklaşıyordu. Ne yazık ki burada da istediğimiz kadar gezemedik. Yinede bize ilginç gelecek birkaç önemli yere uğrayıp resim çekmeyi başardık.
Tüm etkinlik bitip Ankara ya doğru yola çıkarken, bu sefer aramıza katılamayan arkadaşlarımızı da yanımıza alarak, daha uygun bir mevsimde ve daha fazla zaman ayırarak bu etkinliği tekrarlamayı kararlaştırdık.
Bundan sonraki etkinliğiz bayram öncesi yapmayı planladığımız ‘MİHALICÇIK’ gezisi olacaktır. Bir off-road faaliyeti olan bu etkinliğimize kış şartlarında kamp yapabilecek tüm off-road cuları bekliyoruz.
Pangea off-road
GESİ BAĞLARINDAN SULTAN SAZLIĞI'NA
Birçokları için bilindik rotalardan olan Kapadokya-Sultan Sazlığı’na gitme fikri işin içinde offroadçu arkadaşların olmasıyla cazip bir hale geldi ve Mersin’den Ankara’ya gelmek farz oldu.
İlker ile sabah 8.30’da Ankara’dan yola çıktık ve 12’de Gesi Beldesi meydanında İsmail, köpeği 5 aylık Dost, Cem, Selami, Bora ve eşi Asiye ile buluştuk.4 arabalık konvoyumuzla Gesi Bağları’na doğru yol alırken eti için beslenen güvercinlerin bir zamanlar yetiştirildiği kuş evlerini inceleme fırsatı da yakaladık.
Bağların başladığı açık alanda arabalarımızı park ederek bahçelere daldık. Sonbaharın soldurduğu yaprakların oluşturduğu görsel zenginliklere yazdan çalınmış güzel havanın da eşlik etmesiyle yürüyüşümüz çok zevkli bir hal almaya başladı. Bu güzel havalar yalnızca bizi etkilememiş olacak ki yürüyüş boyunca birçok piknikçi aile ile karşılaştık ve onların alçakgönüllü ikramlarından bol bol nasibimizi aldık. (kim demiş Kayserililer cimri olur diye, avuç avuç ceviz verirken gayet eli açıktılar)
Bahçelerin arasından ilerlerken derecikler, göletler ve minik şelaleler de bize yol boyunca arkadaşlık ediyordu. Daha sonra yamaçlara oyulmuş, içinde dini resimlerin olduğu odacıklara yaptığımız keşiften sonra arabalara döndük ve Kayser’nin tarihi beldesi Talas’a yöneldik. Restore edilmiş evlerin bulunduğu mahalleleri hızlıca gezdikten sonra Bora ve eşi gruptan ayrıldılar.
3 araçlık grup Erciyes’in zirvesine yakın olan kayak tesislerine ulaştığında hava kararmıştı. DAHA SONRA YAPILACAK Erciyes tırmanışının kampının nereye kurulabileceğini konuştuktan sonra Tekir Yaylası üzerinden Sintelhöyük Beldesi’ne geldik. Akıllarda geceyi geçirebileceğimiz kampı nereye kurmamız gerektiği vardı ve gecenin karanlığı ve soğuk arayışımızı zorlaştırıyordu. Sultan Sazlığı’nın engin düzlüklerindeki çetrefilli arayışımız sonunda köylerden, tarlalardan ve balık çiftliğinden uzak bir noktada kampımızı kurduk. Akşam yemeği için acele ediyorduk. Selami, Cem ve İsmail toprak bir kapta etleri kavururken İlker patlıcan ve domates soslu mantarlı makarna ve sütlü irmik helvası yaptı. Yemek sonrası semaverde içilen sıcak çay soğuk geceye inat içimizi ısıttı. Ekip yorgundu ve uyku hepimizi çağırıyordu.
Dinlenen ekip 6.45 de uyandığında kırağı tüm ovayı kapladığı gibi bizim arabaları, çadırları ve dışarıda bırakılan tüm ekipmanı kaplamıştı. Ama manzara Moğolistan steplerini aratmayacak derecede etkileyiciydi. Erciyes dağı tüm ihtişamıyla manzaraya hâkimken yanı başımızda bağlı duran at sürüsünü gece fark edemememiz şaşırtıcı bir durumdu.-dost gece boyunca havlayarak bizi uyarmıştı-Sabah ise etrafta yaptığımız yürüyüş Cem ve Selami’nin hazırladığı sucuklu kahvaltıya yetişmek için kısa sürdü. Bu arada Uğur,Ünal ve oğlu Mehmet adlı çobanlar kampımızı ziyaret ettiler, yöre hakkında bilgi verdiler.
Kampı toparlayıp, çiğ nedeniyle ıslanan çadırları kuruttuktan sonra yönümüzü Ürgüp’e çevirdik. Sık sık fotoğraf çekimi için durduğumuz yolculukta önce Theodora Kilisesi’ne uğradık. Dıştan pek iddalı bir görüntüsü olmayan bu yer altı kilisesinin içine girdiğimizde yapının güzelliği bizi şaşırttı.Her ne kadar yüzleri tahrip edilmiş olsa da duvarlardaki freskler ve duvar içine oyulmuş merdivenle çıkılan balkon oldukça ilgi çekiciydi.
Sonraki durağımız olan Ürgüp’te kısa bir gezintinin ardından Turasan Şarap Fabrikası’nda şarap tadımı ve alışveriş yapıldı. Tek şikâyet konusu ikram edilen şarapların konulduğu bardakların küçüklüğüydü.
Birbirine yakın yerleşimlerden oluşan Kapadokya bölgesinde peri bacalarının arasında uzanan yolumuzda sonraki durağımız İsmail’in offroadcu arkadaşının kasaplık yaptığı Ortahisar’dı. Büyük bir konukseverlikle karşılandık ve gruba kendi yaptığı leziz pastırmaları ikram etti. Öğle yemeği zamanı gelmişti ve Aynı zamanda bir müze olan restoranda testi kebabı, çorba ve sütlaçtan oluşan menüyü Ortahisar Kalesi’ne bakan terasta yedik ve Kapadokya yerel yaşamının tanıtıldığı müzeyi de inceleme fırsatı bulduk.
Hızlıca yapılan bir Avanos şehir turun ardından artık dönüş vakti gelmişti. Ankara’ya dönene kadar verilen kısa ihtiyaç molaları hariç duraklama yapmadık. El telsizleriyle devamlı olarak birbirimizle temas halindeydik. Gezinin genel değerlendirmesini yaptığımız sohbetlerde bunca yola ve yorgunluğuna değer bir faaliyet yaptığımızdan bahsettik. Hafta sonu iyi giden hava durumu ve bu tür gezilerde olağan sayılan teknik aksaklıklarla bile karşılaşmamış olmamız da pozitif enerjimizi arttırmıştı.
Sözün özü keşif heyecanı ve yolculuk tutkusu bir kez daha bizleri sarıp sarmalamıştı. Teşekkürler Pangea…
Emre Çulha
| GEZİDEN GÖRÜNTÜLER |
Fotoğraflar: Emre ÇULHA - İlker ŞAHİN - Selami KAYALI - Cem KOÇYİĞİT |