PANGEA OFF ROAD

HASAN DAĞI 2011

 

01.10.2011/Cumartesi

 

Çok özlemiştim, sağlam bir etkinlik yapmayı. İso’nun Hasan Dağı etkinliğini görünce işlerimi de ayarlayıp katılmaya karar verdim.

Özellikle Hasan Dağı benim zirve yapmayı çok istediğim dağlardan birisiydi. En son, geçen Ağustos ta yaptığımız Erciyes Zirvesi’nin tadı hala damağımdaydı. Hasan Dağı’ndan da aynı keyfi alacağımı biliyordum ve Cumartesi günü sabah tan İso ile buluşup yola koyulduk. Biz yola erken çıkmıştık, kamp yapacağımız yer ve çıkış yapacağımız rotayı önceden belirlememiz gerekiyordu. İso ile yaptığımız keyifli yolculuktan ve içtiğimiz acılı mercimek çorbasından sonra, Aksaray’a yaklaştıkça, Hasan Dağı’nın heybeti karşımıza çıkmaya başlamıştı, içimdeki tarifsiz heyecan da iyice artmıştı. Bir gün önceden konuştuğumuz, Aksaray’da ikamet eden Beypazar’lı arkadaşımız Murat Özdemir’le buluştuk, Murat bizi Aksaray’ın meşhur Acılı Adana yapan bir lokantasına götürdü, gerçekten de Adana’da yediğimiz Adana Kebabı nı aratmayan bir lezzete sahip kebapları ben gibi damağına düşkün İso ile birlikte afiyetle yedikten sonra Hasan Dağı’na doğru yola çıktık. Dağın eteklerinde 2,000 mt de uygun bir kamp yeri ve çıkış rotası belirledikten sonra Ankara’dan gelen diğer arkadaşlarımızla buluşmak için merkeze geri döndük.

Fakat Murat arkadaşımız bizi ağırlama konusunda fazla ileriye gitmiş yenge hanıma bir sürü pasta, çörek ve kek yaptırmıştı ve biz bu ikramlar karşısında ezildikçe ezildik, alacağın olsun Murat.

Diğer arkadaşlarımızla, akşam saatlerinde buluşup güzel bir göl kenarında balık yedik, yarın için gerekli enerjiyi depolamıştık. Kamp yerine hareket edip çadırlarımızı kurduktan sonra erken saatte hepimiz yattık. Yaz etkinliği diye getirdiğim tulumun fermuarının bozulması ve sıcaklığın gece -3 e kadar düşmesine rağmen uykumu almıştım. Sabah 06.30 da kalkıp daha günün ağarmadığı bir zamanda o yükseklikten Aksaray’ı seyretmek ise çok keyif vericiydi.

Toparlanıp hızlı bir kahvaltıdan sonra 7.30 civarında tırmanışa başladık, diğer zirvelerde olduğu gibi, yakın görünen zirve biz yaklaştıkça sanki bizden kaçıyordu. Biz kısa ama zor olan Kuzey Rota sını tercih etmiştik. İlerledikçe ekipteki Hüseyin Ağabey devam edemeyeceğini anlayıp onu geride bıraktık. Belli noktadan sonra artık 4 elle tabiri caizse emekleyerek tırmanmaya başladık, Mehmet ağabeyin ayağına da kramplar girmeye başlamıştı, ama o noktadan sonra onun da dönmeye niyeti yoktu. Erciyes kadar olmasa da, Hasan Dağı bizi zorluyordu, ama benim aldığım keyif tarifsizdi.

Sonunda zirveye varmıştık, sanki uçaktan izler gibi her yer ayağımın altındaydı; Aksaray, Tuz Gölü, Konya Ovası, arkada Niğde Ovası, karşıda Erciyes, Aladağlar, Demirkazık hepsi de kendine özgü gizemleriyle ve tüm ihtişamlarıyla bizi izliyorlardı. Bu anlatılmaz, anlatılamaz, tarifsiz ve bu heyecanı içinde taşıyanların anlayabileceği bir duyguydu.

Zirve defterine kaydımızı düştükten sonra, yemek ve uyku molası yorgunluğumuzu hafifletti ve dönüş için tekrar yola koyulduk. Yılkı atlarının ürkekçe bizi izleyen bakışları arasında etkinliğimizi tamamladık. Dönüş için Ankara ya doğru yola koyulduk. Yolculuktan hatırladığım, Renault 12 nin kendine has kokusu, konforu, yorgunluğum ve bunların hepsinin üstünde Hasan Dağ’ından aldığım haz kaldı.

Cem KOÇYİĞİT

 

 

ETKİNLİKTEN GÖRÜNTÜLER

 
Fotoğraflar: Cem KOÇYİĞİT - Mesut KÖSE