Erzincan Hatırası

 

2002 yılında tıp fakültesini bitirir bitirmez mecburi tayinimin Erzincan’ın bir köyüne çıktığını duyduğumda çok şaşırmış ve bir o kadar da heyecanlanmıştım. Hayatımda ilk kez Doğu Anadolu Bölgesi’ne gidecektim. Hakkında fazla bilgiye sahip olmadığım bu topraklarda 2 yıl görev yapacak ve istediğim kadar keşiflerde bulunacaktım.

Bir kış günü babamla birlikte eşyalarımı arabaya yükleyip yola çıktık. Üzerinde gittiğimiz yol, doğuya doğru ilerledikçe çevresindeki yerleşim alanları azalıyor ve daha az dinlenme tesisi ile karşılaşıyorduk. Sivas’tan sonra yoğun tırmanışlar başladı. Yol artık asfalt da değildi. Ulaştığımız en yüksek zirvede (KIZILDAĞ 2300m ) durup biraz fotoğraf çekelim istedik. Ne yazık ki fazla duramadık çünkü o kadar soğuktu ki birkaç dakika da bile kulaklarımızın içine dahi kar dolmuştu. Ayrıca pek misafirperver görünmeyen kangal köpekleri etrafımızı sarmışlardı.

Yüksek dağları aştıktan sonra 2 günde Erzincan’a ulaşabilmiştik. Tayin olduğum köy çok şirin ufak bir yerleşim yeriydi. Etrafımız dağlarla kaplı olmasına rağmen hava nispeten sıcaktı ve herkesin bahçesi kavak ağaçlarıyla doluydu. Oldukça yeşil görünüyordu. Kalacağım yeri de ayarladıktan sonraki geçen zamanımı etrafımı tanımaya harcadım. Burada yaşam gerçekten de zordu herkes bir arazi taşıtı kullanıyordu zaten. Sayın Vali Recep YAZICIOĞLU’ NUN burada bıraktığı anıları halen çok tazeydi.

Bir zaman geldi ve beni bir gün yolda benim aracımın aynısından kullanan bir dost durdurdu. Zaten faaliyetleri devam ediyormuş, beni de çağırdılar. Beraber beni dağlara çıkardılar. Oldukça heyecanlıydı. 3000 metre kadar tırmanmayı başardık. İklim korkunç sertti. Rüzgar ve soğuk buradaki karları zaten yıl boyu asla eritmiyordu. 3 PAJERO arka arkaya oldukça zor ilerledik. Zaten yol biteli 2 saat olmuştu ve biz baharın yemyeşil çimleri üzerinde sadece yön yordamı ile ilerliyorduk. Tam da artık medeniyet bitmiştir diye düşünürken son anda bir mezra ile karşılaştık. Bu yükseklikte koyunlarını keçilerini yaylaya çıkarmış köylülerden inanılmaz bir samimiyet bulduk. Bizi ağırladılar ve hayatımda ilk kez bu kadar taze köy ürünleri yemek fırsatım oldu. Artık daha fazla tırmanabileceğimiz bir yer de zaten yoktu bundan sonra ve biz buradan dönüş yaptık. Açıkçası köylü amcamızın anlattığı o “ayı” hikayesinden sonra hiç birimiz de ilerlemek istemedi.

Bir başka hafta sonu beni Erzincan’ın her kış donan ve dağcıların buz tırmanışı yaptıkları büyük şelalesine götürdüler. Burası gerçekten de insana ürperti veriyordu. Metrelerce yükseklikte buz kütleleri donmuştu. Nasıl o kadar su bir anda donmuştu insanı gerçekten de hayrete düşürüyordu. Ben de aletsiz tırmana bildiğim kadar çıktım artık ulaşabildiğim son noktada birkaç fotoğraf çektim ve döndüm. Erzincan’ın her tarafında olduğu gibi buradaki hava da oldukça soğuktu. Sporcular ise buz donanımlarını kullanarak zirveye kadar çıkmışlardı. Bu cesaretlerinden dolayı onları tebrik ederim. Bence şelale ziyaretinden sonraki balıkçıdaki sobanın başındaki o güzel muhabbetimiz hepsinden güzeldi.

Baharın gelmesinden sonra Erzincan’ın rafting takımı antrenmanlarına başladığında beni de davet ettiler. Genel olarak üniversite öğrencilerinden oluşan ekibin başında yine üniversiteden bir hoca vardı. Değişik bölgelerde antrenmanlar yapıp ulusal yarışlara hazırlanıyorlardı. Ben de onlarla birlikte bu antrenmanlara katılmaya başladım. Ne yazık ki benim acemiliğime aldırmayıp, gözümün yaşına bakmadan beni Sansa deresindeki antrenmana götürdüler. Burası Türkiye’nin bile sayılı sporcularının katıldıkları bir bölgeydi. Dalgalar spor açısından en yüksek kabul edilen seviyede çarpıyorlardı. Ne kadar da girmeyeceğim diye direndimse de sonunda olan oldu ve ben kendimi tutamadım ve bota atladım. Su korkunç soğuktu. Bu dere ileride FIRAT nehri adını alıyordu. Ama önce bu dar boğazdan geçmek gerekiyordu. Suya girdikten hemen sonra botumuza duvar gibi dalgalar her taraftan çarpmaya başladı. Hangi yöne gittiğimizi dahi karıştırmaya başladım. 4 metrelik dalgalar botumuzu ortadan kırıp katlıyor, en arkadaki arkadaşımızı en öndeki sporcuya çarptırıyordu. Sonunda bu sudan çıktıktan sonra her şeye hazır olduğuma inanmıştım. Zaten bu sudan sağ salim çıktığımız için herkes birbirini tebrik ediyordu.

Bu güzel insanlarla daha sonra da diğer aktivitelere katıldım ve en sonunda Kemaliye Vali Recep YAZICIOĞLU Anma ve Spor Şenlikleri’ne katıldım. Değişik spor dallarından katılımcıların bir hafta boyunca konakladıkları, dağcılığın rafting ile birleştiği, eşsiz yaylarda Off-Road yapıldığı bir hafta sonunda En sportif valimizin adını bir kez daha anma fırsatımız oldu.

Şenlikler Erzincan’ın Fırat Nehri kenarında dağların arasında kalmış yemyeşil bir ilçesi olan Kemaliye’de yapıldı. Burası tarih açısından oldukça eskilere dayanan ve ipek yolu üzerinde kurulu olan bir ilçe olmakla birlikte kültürel zenginliğini korumayı da başarmış, başarılı insanlarla dolu bir ilçeydi. İlçenin yolu ise dillere destan bir çalışma sonucu tam 100 yılda tamamlanmış. 7 km boyunca havalandırma delikleriyle dolu bir tüneldi. Tünel, Fırat Nehrinin güneş girmeyen bir vadisinin duvarı boyunca ilerliyordu. Tek araçlık yapılmıştı. Neyse ki çok trafik işlemiyordu.

Kemaliye ilçesi ise tarih kokan bir Osmanlı yerleşimiydi. Kapı tokmağı üretimi ve tasarımı ile ünlenmiş bir ilçeydi. Konukseverlik çok güzeldi. Pansiyonlar ve lokantalar tertemizdi. Fakat sporcular farklı yerlerde ilçenin hemen dışında kamp yerleri belirlemişlerdi. Dağcılık Federasyonu yaklaşık 300 sporcuyu dağın eteğine yerleştirdi. Rafting Takımları yazlık havuzun yanında, İstanbul Off-Road kulübü ise kendilerinden beklendiği gibi suyun içinden geçerek karşı tarafta bir boşlukta kendilerine kamp yeri hazırlamışlardı. Bu hafta boyunca ben tüm rafting ve off-road faaliyetlerine katıldım. Basın Raftinge çok büyük ilgi gösterdi. Günlerce sudan çıkılmadı. Ardından Off-road için dağlara tırmanıldı. Bir zirveden diğerine hep yaylarda dolaştık. Kimi yerlerde çamura saplandık, kimi yerlerde ise sırf keyif için batırdık. Gecelerimiz ise hep eğlence ile geçiyordu. Sponsorların standlarında inanılmaz şeyler vardı. Geceleri ateşler yakıyor ve çevresinde çeşitli eğlenceler düzenliyorduk.

İnanılmaz güzel bir haftadan sonra ISOFF üyeleri ile buradan Nemrut dağına geçmeye karar verdik. Herkesle vedalaştıktan sonra buradan Malatya’ya doğru yola çıktık. Malatya hiç beklemediğim kadar yeşili bol bir şehirdi. Dağ ise bir o kadar yalın ve çıplaktı. Gece dağda kaldıktan sonra ilerledik ve güneş doğmadan zirveye çıkmaya çalıştık. Biraz fazla kaptırmışız ki biz yasaklı bölgeye kadar araçlarımızı tırmandırdık. Bekçi uyarmasa güneşin doğuşunu bile arabamızın içinde seyredecektik. Isoff lu Suzuki önde ben arkasında yola filan aldırmadan tarihi sahaya kadar girmiştik. Bu güzel manzara karşısında zaten herkes büyülenmişti. Kimse bize aldırmadı. Benim için önemli olan güneşin doğuşunun güzelliğinden çok, o üstünde durduğum dağın aslında tamamen elle taşınmış küçük taşlarla oluşturulmuş dev bir kutsal mezar olduğuydu. Çünkü o kadar büyük bir yapıt, ne kadar zamanda tamamlanmıştı bilemiyordum. Aslında kimse bilmiyordu. Henüz dağ incelenmeye ve açılmaya başlanmamıştı.

Erzincan ‘da mecburi hizmetim tamamlandıktan kısa bir süre sonra bu güzel şehirden ve insanlardan ayrılmak zorunda kaldım. Halen orada geçen günlerimi ve kurduğum dostluklarımı çok özlüyorum. En kısa zamanda oralara tekrar gitmek ve gezmek istiyorum. Artık ben de bir Erzincanlıyım. 20/02/2007

Orkun Muhsinoğlu

orkun_vg@hotmail.com

ERZINCAN HATIRASI

 
PANGEA OFF ROAD