CUMADERESİ ‘SON CENNET ’
Aslında, sadece yaklaşık otuz km uzunluğunda küçük bir dere, ama içinde olduğu bölge öylesine çeşitli güzellikler barındırıyor ki biz buraya yıllardır her fırsat bulduğumuzda mutlaka gidiyoruz ve her defasında ayrı heyecanlar yaşıyoruz.
Güdül, Karlıkdağı, Karaşar, Kıbrısçık, Kartalkaya, Dörtdivan ve Çamlıdere ile çevrili bu geniş alan içinde sayısız yayla, göl, vadi ve 2000 mt üzeri zirve yanında, kaya şelalesi, ayı kanyonu ve 20-30 metrelik dümdüz çam ağaçları gibi son derece ilginç özel yerleri de içine alır.
Bizim pangea off-road ve öncesinde gurup olarak yıllardır yaptığımız sayısız orman gezileri içinde çok özel bir yere sahiptir ‘cumaderesi’. Çünkü diğer ormanlardan hem daha fazla ‘çeşitli’ güzelliklere sahip hem de hepsinden çok daha az bilinen bir yerdir. Yaz ayları dışında yılın geri kalan kısmında bir insana rastlamanız çok zordur ama mevsime göre her an bir ayı, tilki, kurt, çeşitli kemirgenler ya da bunların bazı izlerini görebilirsiniz.
Bu senede her zamanki gibi büyük bir heyecan ile başladık cumaderesi gezisine. Bu sefer Bolu ve Düzce den gelecek arkadaşlarımızı da düşünerek ilk buluşma yerini Karagöl olarak belirledik. Ve daha önceki yıllarda kullanmadığımız farklı bir rota oluşturarak karlık dağındaki sığır yatağı göleti’nin batısından kısa bir kaya geçişi yaparak ilk heyecanı yaşadık. Bir süre sonra bizi ilk karşılayanlar dev kanatları ile simsiyah akbabalar oldu. Tepemizde geniş halkalar çizerek ‘ayı kanyonu’ girişine kadar bize eşlik ettiler.
Ayı kanyonu son derece sert ve kırıcı bir parkur, bu gezide cj’lerin az, kamyonetlerin çok olması bizi bu bu parkurdan vazgeçirdi. Hemen sonra kamp yapacağımız eşsiz güzellikteki bölgeye yol almaya başladık. Bir – iki dere geçişi ve dik çıkış sonrasında boyları onlarca metre olan ve elle özenerek dikilmiş gibi muntazam duran sarıçamların bulunduğu kamp yerine geldik.
Eski ve yeni arkadaşlar, bakımlı ‘sıkı’ off-road araçları, son derece güzel bir doğa, her şey ilk bakışta çok iyi görünüyordu ama bizi rahatsız eden, endişelendiren hatta tüm olumlu etkenlere rağmen mutsuz eden bir şey vardı. ‘Kuraklık’.
Bu sene her yıl geldiğimiz tarihten daha erken gelmemize rağmen havanın normallerin çok üstünde sıcak oluşu tüm bölgeyi adeta kurutmuştu. Daha önceki gezilerde zorlandığımız hatta takıldığımız çamur ve bataklıkların çoğu kurumaya yüz tutmuş, bazıları da tamamen yok olmuştu.
Hava kararırken ulaştığımız kamp yerinde her zamanki gibi çevre düzenlemesi ve küçük bir ateş yakarak işe başladık. Sonra çadırlar kuruldu, yemek yendi, kısa bir yürüyüş ve ateş başı sohbetler. Tabii ana konu bizi geçekten düşündüren kuraklık. Mayıs ayında bu kadar kuruyan orman acaba bir – kaç ay sonra ne olacaktı? Ya daha sonraki yıllarda? Tüm gece bunları konuşup kendimizce yapmamız gerekenleri tespit etmeye çalıştık.
Ve sabah… Cumaderesinin sabahı bir başkadır, hiçbir yerde duyamayacağınız kadar yoğun kuş sesleri ile uyanırsınız. Yine öyle oldu. ilk kalkanlar önce sönmüş ateşi yeniden yaktı, bazı arkadaşlarımız sabah serinliğinde yürüyüş yaptı sonra diğerlerinin de kalkması ile kahvaltı sofrası hazırlandı. Neşeli bir kahvaltı sonrasında toparlandık ve bize yakışan bir çevre temizliği yaptık. Öyle ki sabah bize katılması gereken ancak geç kaldıkları için buluşamadığımız motosikletli arkadaşlarımız kamp yerine bizden sonra geldiklerinde bölgede kamp yapıldığına dair hiçbir ize rastlamadıklarını sadece araçlarımızın lastik izlerinden bizim buradan geçtiğimizi anladıklarını söylediler.
Sabah ilk hedefimiz kamp alanına yaklaşık 20 km mesafede olan eğriova yaylası oldu. Buraya gediğimizde ikinci şoku yaşadık. Yerli yabancı herkesi kendine hayran bırakan eğriova gölü neredeyse tamamen kurumuş özellikle kuzey ucu tamamen tarla halini almış. Önce bu durunum kontrollü bir şekilde baraj kapaklarının açılarak yapıldığını düşündük ama sonrasında yaylanın başka yerlerinin de hiç olmadığı kadar kuruduğunu gördüğümüzde korkumuz daha da arttı.
Geçen yıllarda bu yayla üzerinde yaklaşık 40 kadar dere ve çamur geçişi tespit etmiştik oysa şimdi sadece yarısı vardı. Elde kalanlarla yetinip off-road yapmaya devam ettik. Önce Dörtdivan istikametine sonra oradan da benli yaylasına yol aldık, en son olarak ta saray köyü yaylası yakınlarında son kez mola verip yemek yedikten sonra faaliyete son verdik.
Her şey çok güzeldi diyemiyoruz, çünkü hiç olmadığı kadar kurak bir orman ve yayla gezisi oldu. Cumaderesi tartışmasız en güzel ve en az bilinen orman alanı, bize göre bu güne kadar gittiğimiz yerlerin arasında tam bir cennet.
Beklide ‘son cennet’ !..
| PANGEA OFF ROAD |